Top

Yüksek Ökçeler (Ömer Seyfettin) Kitabı Özeti

Mart 19, 2008

Yuksek Okçeler

 

(Omer Seyfettin)

 

Konu

Hikayenin sosyal bozulma olarak değerlendirilecek kuçuk bir anekdotta, yalıda çalışan ve çalışmak için alınan hizmetkarların hırsızlık yapmalarıdır. Hatice Hanım’ ın yuksek okçeli ayakkabıları bu anekdotun hikayenin başında ortaya çıkmasını engellemiştir. Batı hayranlığının timsali olan yuksek okçeli ayakkabılar ne zaman terkedilmiş o zaman da yalı içerisinde gorulen diğer aksaklıklar Omer Seyfettin’in uzerinde durduğu onemli temalar haline gelir.

 

Ozet

Omer Seyfettin bu hikayesinde Hatice Hanım karakteriyle Batı hayranlığını, şekil uzerinde uygulamaya çalışan bir kadın tiplemesinden faydalanarak dile getirir. Tanzimat Edebiyatı’ nda sıkça işlenen bu konu Omer Seyfettin’ de bu hikaye ile devam eder. Hikayenin sosyal içerikli diğer bir konusu da izdivaç olayındaki çarpıklığın dile getirilişidir. Devrin getirdiği sosyal yapılanma kadınların genç yaşta ilerlemiş yaştaki erkeklerle evlendirilmesine zemin hazırlıyordu. Hatice Hanım’ da on uç yaşında iken altmışaltı yaşında zengin bir ihtiyarla evlenmiştir. Hatice Hanım bu izdivacın sonunda erkeklerden nefret etmeye başladığı gorulur. Eşinin olumunden sonra da bir daha evlenmemesi bu tepkinin sonucudur.

 

Hatice Hanım’ ın batı hayranlığı yuksek okçeli ayakkabı merakıyla dile getirilir. Bu merak Hatice Hanım’ ın rahatsızlanmasına da sebep olmuştur. Devrin bu çarpık merakı Omer Seyfettin’ in kendi kaleminde şekilcilik boyutuyla kendi uslubuyla dile getirilir.

Bu çalkantılarda zamanla etkilenen Hatice Hanım’ da artık gozunun gormediğinden vicdanım rahat duşuncesi ile eski hayatına tekrar geri doner.

DUNYANIN NİZAMI

Hikaye genç bir kızın ağzından anlatılır. Genç kız kocaya varmadığını duşunmediğini aynı zamanda da erkeklere tavır takındığını dile getirir. Bu kinin belirtisi olarak da bahçelerinde besledikleri horozun tavukları rahatsız ettiği için oldurmekle gosterir. Ancak horozu oldurdukten sonra tavukların duzeni bozulur. Kısa bir sure sonra horozun tavukların duzenini, birlik ve beraberliğini sağladığının farkına varır. Tavukların nasıl horoza ihtiyacı varsa kadınlarında erkeğe ihtiyacı olduğunu anlar. Bunun dunyanın nizamı olduğunu kabul eder. Artık o da dunyanın nizamına uyup evlenmesi gerektiğinin farkına varmıştır.

 

TAVUKLAR

Hikayede Omer SEYFETTİN Anadolu’nun ucra bir koşesinde handa geçirdiği bir gunu dile getirir. Hancı ve kahraman hikayenin belli başlı karakterleri olarak karşımıza çıkar. Omer Seyfettin ‘in hikayede hanın içini gorsel bir betimleme ile okuyucunun gozleri onune sermeye çalışır. Tavukların davranışları Omer Seyfettin’in gozunde canlanır. Duzgun hareketleri, gorunuşleri Omer Seyfettin’ i etkilemiştir.

 

Hana her girişinde tavukları insanlardan korkmayışları belli bir yerde yiyecek verilecekmiş gibi toplanmaları onun muhayyilesinde akıllı insanların yaptıkları ile ozdeşleşir.

 

Kısa bir sure sonra tavukların bu duzenli davranışlarında hancının hiçbir etkisi olmadığını oğrenmesi ve hancının tavuklara surekli yiyecek vermediği soylemesi uzerine tavukların surekli bekleyiş içinde bulunduğunun farkına varan kahramanımızın şaşkınlığı bir kat daha artmıştır.

 

BAHARIN TESİRİ

Hikaye eski bir İstanbullu’ nun ağzından anlatılır. Bu zat arkadaşının verdiği bir çay partisine gider ve çay partisinde gorduğu bir kadına aşık olur. Evine kapanır, ona gore kadın sanki dururken sonmuş bir lamba gibidir.Arkadaşı onu ziyarete geldiğinde aşkını ona anlatır. Arkadaşı bunun bir bahar aşkı olduğunu gelip geçeceğini soyler. Soğuk bir ortamda yaşarsa yani bahardan uzak kalırsa aşk zannettiği bu tutkunun soneceğini soyler ve hikayenin kahramanı soğuk bir yerde on gun kalır. Gerçekten de arkadaşının soylediğinin doğru olduğunu anlar.

 

cİRKİNLİĞİN ESRARI

Hikaye genç bir kızın yaş farkına rağmen umarsızcasına sevgi çırpınışlarını dile getirir. Genç kızın sevdiği adam yalnızlıktan hoşlanan yaşamında şimdiye kadar kadına pek fazla yer vermeyen bir tiptir. Omer Seyfettin bu sevgiyi dile getirirken genç kızın duşuncelerini ve aşka bakışını da gozler onune serer, kahraman her ne kadar yalnız kalmaktan hoşlanıyor gorunse de genç kızlarla yalnız kalmanın aslında mutluluk verici olduğunu dile getirmekten de geri kalmaz.

 

Ozellikle Şuhude’ nin odaya girişi, guzelliği kahramanımızı etkilemiştir. Ancak bu etkilenmeyi dile getirebilecek kadar cesaretli değildir. Ağır başlı ve vakarlı davranmaya çalışır. Şuhude ile aralarında başlayan konuşmalar uzadıkça kahramanımız Şuhude’ nin kendisine aşık olduğunu itiraf etmesiyle birden karşı taarruza geçer ve kızı kendinden uzaklaştırmaya çalışır.

 

Şuhude o zamana kadar yaşadığı ada halkından Tevfik ceşban tarafından istenmiş yakışıklı, zengin ve aynı zamanda genç olması Şuhude’ nin onu reddetmesini sağlamıştır. Bu noktada kahraman kendini aşık olunmayacak kadar yaşlı ve çirkin gostermeye çalışır.

 

Şuhude’ nin guzelliğine asla yakışmayacağını duşunduğunden ondan kaçar. Kahraman Şuhude’ nin fiziki ozelliklere gerçekten de onem vermediğini anlayabilmek için onun ada da en pis ve en yaşlı olan çirkin kral Ali Bey’ le de rahatlıkla yaşayabileceğini soylemesi Şuhude’ yi kendinden uzaklaştırır. Ancak boyle bir guzelliğin de çirkin bir insana ait olması, kahramanın aşk denilen kavramın ne olduğunu gerçekten sorgulamasını sağlamıştır.

 

AŞK VE AYAK PARMAKLARI

Omer Seyfettin bu hikayesinde aşka ve insanlara bakış açısını Asime Hanımefendi’ nin ve Hasan’ ın ağzından yazdığı iki mektupla dile getirir. Asime Hanımefendi’ yi aşkın gerçekte ne olduğunu anlamayan bir karakter olarak gosterir. Hasan’ ın ağzından yazdığı mektupta kadına ve erkeğe bakış açısını gormek mevcuttur. Hasan’ a gore erkekler belirgin hayvanlarla ozdeştir. Orneğin; arslan profiline sahip birinin arslan karakterine, eşek profiline sahip birinin inatçı olması gibi. Hasan bu noktada hayvanlarla ozdeşleştirdiği erkeklerin aslında onlardan bir farkı olmadığını dile getirir. Kadınlar da Hasan’ ın gozunde pek farklı değildir. Onlara da hayvan profilleri yukleyip karakterlerini belirlemeye çalışır. Aslında Hasan’ ın yaptığı şey gerçekte insanların aşkın ne olduğunu tam anlamıyla çozemediklerinden şikayettir.

 

Hasan’ ın bir zamanlar Asime Hanım’ a duyduğu aşk onu tam anlamıyla tanıyamaması geçen zaman içerisinde de Asime’ nin gerçek karakterini çozumlemesi ile ondan uzaklaşır. Hasan’ da Asime Hanımefendi de buldum zannettiği aşkı bırakıp arayışına yeniden geri doner.

 

TUĞRA

Hikayede, kahramanın, bir meyhanede oturarak yaşamı irdelemesi dile getirilir. Kahraman gunde on iki saat çalışan paraya pek fazla değer vermeyen biri olarak tanıtılır. Meyhanede oturarak kadınlara olan ilgisini, yaşamında kadın olmayışının eksikliğini ve maddiyatın insana gerçekte bir şey kazandırmadığını dile getirir. Tuğra yardımıyla maddiyatın eleştirisini, değersizliğini gozler onune serer.

 

BİRDENBİRE

Hikayede Ahder ve Yumuk adlı iki kadın karakter yardımıyla yaş farkına rağmen aşk kavramının irdelenişi dile getirilir. Aşk onlara gore bir zumrut-u anka yani masaldır. Aşkın ne olduğunu dunyada kimse oğrenememiştir. Aşk şairlerin terennumlerinden ibarettir.

Ahder hayatında yaptığını zannettiği hataları genç olan Yumuk’ un da yapmaması için bir nevi aşk oğretmeni gibi davranmayı ihmal etmez hikaye boyunca.

 

NEZLE

Masume Hanım otuz dokuz yaşında genç gorunumlu duygulu bir kadın olarak tanıtılır. Hikayede çarpık izdivacın sonuçları yine gozler onune serilir. Diğer hikayelerden farklı olarak Masume Hanım erkeklere karşı tavır takınmayıp genç, guçlu bir erkekle tekrar evlenmek ister. Gunun birinde on dokuzundan arabaya bakan hizmetçisi Himmet gelir aklına bir kır gezisinde arabacısına sorar: “Şu ahırın oradaki ineği okuzun şerrinden kurtar.”der. Himmet: “Okuz ineği uzmuyor, koklaşıyorlar.”der Masume Hanım bir turlu ilgisini çekemediği Himmet’ e arabayı mesire yerine çekmesini soyler ve kurduğu hayalinde artık yıkıldığının farkına varır.

 

TURKcE REcETE

Omer Seyfettin bu hikayesinde, yanlış batılılaşmayı Belkıs Hanım karakteri ile ortaya koyar. Belkıs Hanım hikayede zengin bir dul olarak tanıtılır. Sık sık rahatsızlanması dolayısıyla Doktor Şerif’ i çağırdığında ondan hastalık dışında magazin, eğlence, aşk, kadınlar hukuku, Avrupa Kadınları, yaşamları vs.hakkında bilgiler alır.

 

Bu konuşmadan sonra Belkıs Hanım iyileşir ama doktorun gideceği zaman tekrar hastalanır ve ondan reçete yazmasını ister. Doktor Turkçe bir reçete Yazarak Belkıs Hanım’ a verir. Belkıs Hanım bu noktada Doktor Şerif’ in Avrupa eğitimi almasına rağmen boyle bir reçete yazmasını başlangıçta yadırgar. Doktor reçetede Belkıs Hanım’ a eğlenceyi, luksu, modayı ve Avrupai Yaşantıyı tavsiye eder. Hikayede Doktor Şerif doğru bir batılılaşmanın gerçek bir timsali olarak uzerinde sıkça durulan diğer onemli bir kahramandır. Doktor Şerif batı eğitimi almasına rağmen kultur değerlerini yitirmeyen sağlam bir tip olarak tanıtılır.

 

TERAKKİ

Omer Seyfettin bu hikayesinde Niyazi ve Neşet yardımıyla toplumda gorulen medeni ilerlemenin farklı yonlerini dile getirir. Niyazi ve Neşet duvarları kağıt kaplı odada oturmuş dumanları içerisinde medeniyetteki ilerlemeden konuşuyorlardı. Kısa bir zaman once telefonun, elektriğin, sinemanın, otomobilin, gramofonun olmadığından bahsediyorlardı. Butun bu gelişmelere şimdi sahip olunmasına rağmen pahalılıktan yakınıyorlardı. Paranın hiç bir kıymetinin kalmadığını duşunuyorlardı.

 

Niyazi ile Neşet medeniyetteki ilerlemeyi boyle eleştirirken dışarıdan gelen sesle birlikte dilencinin bambaşka bir dem vurduğunu gorduler dilenci de kendine gore artık dunyanın değiştiğini, merhametin kalmadığını, insanlık denen şeyin sona erdiğini dile getirir. Herkesin eğlenceye duşkun olduğunu ifade eder. Niyazi ile Neşet bu durumu şaşkınlıkla seyreder. Dilenciyi hem kuçuk gorurler hem de filozof ve sosyalist olarak nitelendirirler. Sekiz on sene evvel bunları bile soyleyecek muderrisin olmadığını belirterek yaşadıkları zamanın ne kadar da farklı olduğunu ortaya koymaya çalışırlar.

 

BOYKOTAJ DUŞMANI

Mahmut Turkçe konuşan ancak kultur değerleri bakımından Rum olduğuna inanan, Turkçuluk cereyanının yukselmesine ve azınlıklardan alış veriş yapılmaması için Turkçulerin yaptığı boykota sinirlenen bir gazetecidir. Mahmut hikayede Turkçe ile Yunan edebiyatı yapmaya çalışan bir karakter olarak da gozukur. Yeniden İstanbul’ da Bizans’ın dirileceğine inanmış edebiyatı Yunan Edebiyatı fakat dili Turkçe olan bir Bizans Kulturu muhayyilesine sahiptir. Ona gore butun medeniyet, insaniyet, şiir ve musiki hayatı Yunan Medeniyetinden çıkmıştır.

 

TUHAF BİR ZULUM

Omer Seyfettin bu hikayesinde Gaspadin, Mulki idare mensubu ve Kaşdanov yardımıyla kendi siyasi duşuncelerini dile getirme fırsatı yakalar. Ozellikle Kaşdanov ve Muki İdare mensubu arasındaki geçen konuşmalarda bu duşuncelerini daha belirgin olarak dile getirir.

 

Kaşdanov, bir Turk Diplomat ve Gaspadin Bulgaristan’ da goruşurler ve aralarında şu diyalog geçer: Gaspadin’ e gore Turkler’ den ne sosyalist olur ne de nosyonalist. Sebebini ise taassub olarak gosterir. Gaspadin Turkler’ in taassubundan çok istifade ettiğini belirtir. Deliorman’ a kaymakam olduğunda bir tane bile Turk olmadığını niyetinin burayı kan dokmeden Bulgarlaştırmak olduğunu belirtir. Kasaba’ ya Makedonya’ dan surekli muhacir getirip onlara ikamet vererek domuz besiciliği yapmalarını sağlamış. Bir sure sonra, Turkler gelip durumdan şikayetçi olmuşlardır.

 

Domuzların çeşmelerden su içtiğini, tarlalarında dolaştığını ulu orta sokaklarda gezdiğini soylediler. Gaspadin‘ de onlara hurriyetten, hayvan haklarından domuzunda Allah’ ın yarattığı bir hayvan olduğundan bahsedip Turkleri başından gonderdi. Domuz duşmanı olan Turkler yavaş yavaş evlerini, tarlalarını satıp İstanbul’ a goç ettiler. Gaspadin’ de Turkler’ in sattığı yerleri satın alıp Makedonya’ dan muhacie getirmeye devam etti. Hikayenin kahramanı Turk diplomat bu olayı dinleyince Gaspadin’ e karşı olan tavrını ortaya koyar.


Ana Fikir

Omer Seyfettin’in Yuksek Okçeler kitabı kuçuk hikayelerden ve bir de kuçuk bir piyesten oluşur. Hikayelere genel olarak bakıldığında ağırlıkta olan temanın sevgi ve aşk olgusu olduğu soylenebilir. Ancak Omer Seyfettin hikayelerinde (Yuksek Okçeler, Birden Bire, Nezle, cirkinliğin Esrarı) aşırı yaş farkına rağmen yapılan izdivaçların yanlışları uzerinde de sıkça durduğu gozden kaçmamalıdır. Ancak bu hikayeler arasında Omer Seyfettin’in siyasi duşuncelerini dile getirdiği Tuhaf Bir Zulum adlı hikayesi farklı bir temada işlenen bir hikaye olarak goze çarpar. Piyes te yine karşılıklı sevgiyi dile getiren Omer Seyfettin bu kez bu olayı dramatik bir halden çıkartıp komedi tarzında okuyucunun gozleri onune serer.

 

Şahıslar ve Olaylar

Hatice Hanım: Batı hayranı, bunu da her hareketi ve ozellikle giyimiyle belli eden bir kadın.Kitap ismini de bu kadının yuksek okçeli ayakkabılarından almıştır.

Hayranzade Şem’ i Bey: 55 yaşında yeni zengin bir patron.

Peride Hanım: Buro mudiresi.

Sermet Bey: Başkatipliğe namzet.

Niyazi Molla

Gazanfer Bey

Bican Efendi

Mustement Efendi: 45 yaşında garson do buro.

Yazar Hakkında Bilgi

OMER SEYFETTİN

28 Şubat 1884 tarihinde Gonen’de doğdu. Oğrenimine Gonen’de başlayan Omer Seyfettin, Ayancık’ta ve annesiyle birlikte geldiği İstanbul’da Aksaray’daki Mekteb-i Osmaniye’ye devam etti. Eyup’teki Baytar Ruşdiyesi’ni bitirip asker çocuğu olduğu için Kuleli Askeri İdadi’sine yazıldı (1893). Bir muddet sonra da Edirne Askeri İdadisi’ne naklolarak oğrenimini burada tamamladı.

 

Daha sonra İstanbul’da ’ye gelen Omer Seyfettin, piyade mulâzımı sânisi rutbesiyle buradan mezun oldu. İzmir’de Teğmen (1903-1910), daha sonra da usteğmen olarak Rumeli’de gorev yaptı (1908-1910). Askerlik’ten ayrılıp Selanik’e gelerek, Genç Kalemler Dergisi’nde yazmaya başladı. Balkan Savaşı’nda tekrar subay olarak orduya dondu. Yunanlılar’ın elinde bir yıl kadar esir kaldı. Esareti sırasında da oyku yazamaya devam ederek bunları Halka Doğru, Turk Yurdu ve Zakâ dergilerinde yayımladı. İstanbul’a donunce ordudan ikinci kez ayrılıp, olumune kadar Kabataş Lisesi edebiyat oğretmenliği yapan Omer Seyfettin, 6 Mart 1920 tarihinde İstanbul’da oldu.

Kaşağı (Ömer Seyfettin) Kitabı Özeti

Mart 19, 2008

Kaşağı

 

 

(Omer Seyfettin)

 

 

Konu

Kardeşine iftira atıp, onun olumunden sonra vicdan azabıyla yanıp tutuşan bir çocuğun dramı anlatılmaktadır.


Ozet

Annesi, İstanbul’a gittiği için kendisinden bir yaş kuçuk olan kardeşi Hasan’la artık Dadaruh’un yanından hiç ayrılmaz. Bu, babasının seyisi, yaşlı bir adamdır. En sevdikleri şey atlardır. Dadaruh’la birlikte onları suya goturmek, çıplak sırtlarına binmek, onlar için çok zevklidir. Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, gubreleri kaldırmak eğlenceli bir oyundan daha çok hoşlarına gider. Dadaruh eline yı alıp işe başladı mı, tıkı… tık… tıkı… tık… tıpkı bir saat gibi… yerinde duramaz, bunu goren kuçuk çocuk ben de yapacağım! diye tutturur.

 

O vakit Dadaruh, onu Tosun’un sırtına koyar, eline yı verir,

- Hadi yap! Der.

Bu demir gereci hayvanın ustune surter, ama o uyumlu tıkırtıyı çıkaramazdı.

Her sabah ahıra gelir gelmez,

 

 

- Dadaruh, tımarı ben yapacağım, der.Ama adam izin vermez ancak boyu at kadar olunca yapabileceğini soyler.Boyu atın karnına bile varmıyordu. Oysa en keyifli, en eğlenceli şey buydu. Sanki nın duzenli tıkırtısı Tosun’un hoşuna gidiyor, kulaklarını kısıyor, kuyruğunu kocaman bir puskul gibi sallıyordu. Tam tımar biteceğine yakın huysuzlanır, o zaman Dadaruh, “Hoyt..” diye sağrısına bir tokat indirir, sonra oteki atları tımara başlardı.Bir gun yalnız başına kalır. Hasan’la Dadaruh dere kenarına inmişlerdi. İçimde bir tımar etmek hırsı uyanır. yı arar, bulamaz. Annesinin bir hafta once İstanbul’dan gonderdiği armağanlar içinden çıkan fakfon kaşağı, pırıl pırıl parlıyordu. Hemen alıp, Tosun’un yanına koşar, karnına surtmek ister fakat rahat durmaz.

 

- Sanırım acıtıyor? Diye duşunur.

 

Gumuş gibi parlayan bu guzel nın dişlerine bakar. cok keskin, çok sivridir. Biraz koreltmek için duvarın taşlarına surtmeye başlar. Dişleri bozulunca yeniden dener. Gene atların hiçbiri durmaz ve kızar. Ofkesini sanki dan çıkarmak ister. On adım ilerdeki çeşmeye koşar. yı yalağın taşına koyup yerden kaldırabildiği en ağır bir taş bularak ustune hızlı hızlı indirmeye başlar.

 

İstanbul’dan gelen, ustelik Dadaruh’un kullanmaya kıyamadığı bu guzel yı ezip, parçalar. Sonra yalağın içine atar. Babası çeşmeye bakarken, yalağın içinde kırılmış yı gorur; Dadaruh’a yanına çağırınca çok korkar. Dadaruh şaşırır, kırılmış kaşağı ortaya çıkınca, babası bunu kimin yaptığını sorar.Dadaruh,

 

 

- Bilmiyorum, der.

Babasının gozleri ona doner, daha bir şey sormadan, çocuk yı kardeşi Hasan’ın kırdığını soyler. “Dadaruh uyurken odaya girdi. Sandıktan aldı. Sonra yalağın taşında ezdi” der.

 

Babası Hasan’I çağırır.

-Bu yı niye kırdın?diye sorar.

Hasan, Dadaruh’un elinde duran alete şaşkın şaşkın baktıp, sarı saçlı başını sarsarak,

- Ben kırmadım, der.

- Doğru soyle, darılmayacağım. Yalan çok kotudur, der babası. Hasan inkârda direnir. Baba ofkelenir. Uzerine yurur “Utanmaz yalancı” diye yuzune bir tokat indirir.

 

- Gotur bunu eve; sakın bunu bir daha buraya sokma. Hep Pervin’le otursun! diye haykırır.

Artık ahırda hep yalnız oynar. Hasan eve hapsedilir. Annesi geldikten sonra da bağışlanmaz.Annesi onun iftira atabileceğine hiç ihtimal vermez.

 

 

Ertesi yıl anne, yazın gene İstanbul’a gider.Hasan’a ahır hâlâ yasaktır. Bir gun birdenbire hastalandı. Doktor “Kuşpalazı” der. Babası yatağın başucundan hiç ayrılmaz. Hizmetçi kardeşinin oleceğini soyler ve çocuk ağlamaya başlar. Gece uyuyamaz, uykuya dalar dalmaz Hasan’ın hayali gozunun onune gelir “İftiracı! İftiracı!” diye karşısında ağlar. Pervin’i uyandırır. Hasan’ın yanına gitmek istediğini ve babasına bir şey soylemek istediğini soyler.Yarın soylersin, der.Sabaha kadar gene gozlerini kapayamaz. Hava henuz ağarırken Pervin’i uyandırır. Ama zavallı suçsuz kardeşi, o gece olmuştur.


Ana Fikir

Yalan soylemek kotu bir alışkanlıktır.

 

 

 

Şahıslar ve Olaylar

Buyuk çocuk: Hasan’ın abisidir.babasından çok korkar.Atları çok sever.

Hasan: Kuçuk kardeştir.O da babasından çok korkar ve atları çok sever.Geçirdiği hastalık olumune sebep olur.

Dadaruh: Evin seyisidir. Butun zamanını atlarla geçirmekyen çok zevk alır.İki çocuğu da çok sever.

Pervin: Evin hizmetçisidir. cok yumuşak kalplidir ve herşeyi açıkça soyler.Bir o kadar da sulugozdur.

Baba: cocuklarının uzerinde buyuk bir otorite sahibidir. cocukları onu çok sever ama ondan çok korkarlar.

 

 

Yazar Hakkında Bilgi

Omer Seyfettin, yazı ve oykuleriyle dilde sadeleşme hareketinin onculuğunu yaparak yeni bir edebiyat akımının oluşumunu sağlayıp, Turk oykuculuğunde kısa oyku turunun dil, anlatım tekniği ile tematik yonden ilk ozgun orneklerini vermiştir. Aynı zamanda ulusal edebiyat akımını başlatan yazarlardan olan Omer Seyfettin 28 Şubat 1884′te Gonen’de doğdu. Oğrenimine, dort yaşında iken, Gonen Mahalle Mektebi’nde başladı. Ailesiyle birlikte İstanbul’a gelince (1892), ilkoğrenimini ozel bir okul olan Aksaray’daki Mekteb-i Osmani’da surdurdu.

 

 

Babasının isteği uzerine, Eyup baytar Ruştiyesi’nin subay çocuklarına ozgu bolumune yatılı olarak yazıldı (1893). Buradaki eğitiminden sonra (1896), Edirne Askeri İdadisi’ni (1900) ve İstanbul ’yi bitirdi. 22 Ağustos 1903′te piyade teğmeni rutbesiyle mezun oldu. Ziya Gokalp ve arkadaşlarının çıkardıkları “Genç Kalemler” dergisinin kadrosuna katıldı. Balkan Savaşı’nın başlaması uzerine, yeniden orduya çağrıldı (14 Eylul 1914). Kısa bir sure “Turk Sozu” dergisinin başyazarlığını yaptı. lan Calibe Hanım’la evlendi (1915). Eylul 1918′de eşinden ayrıldı. 6 mart 1920′de kaldırıldığı Haydarpaşa Hastanesi’nde şeker hastalığından oldu. Kadıkoy Kuşdili’ndeki Mahmut Baba Turbesi mezarlığına gomuldu. 1939′da, kemikleri Zincirlikuyu Mezarlığı’ndaki Asri Mezarlık’a taşındı.

ESERLERİ:

Romanları:
Yaşadığı yıllarda yayınlanan uç romanı ( Ashab-ı Kehfimiz, Efruz Bey, Yalnız Efe, 1919) onun bu alanda yarım kalmış denemeleri olarak sayılır.


“Fantezi roman” olarak nitelendirilen Efruz Bey; 1908′den Mutareke yıllarına kadarki sureci, aydın kişilerin eleştirisi ekseninde yansıtır. Donemin aydın hastalıklarını, siyasi akımların yanlış yonsemelerini toplumsal eleştiri bağlamında, yeni bir roman tekniğiyle verir.
Yarın kalan romanı Yalnız Efe, destansı bir nitelik taşır. Konusunu bir halk menkıbesinden almıştır. Donemin toplumsal ortamında, yapılan haksızlıklara başkaldırarak silahlanıp dağa çıkan -kız kahraman- Yalnız Efe’nin kişiliğinde Turk halkanın direnme gucunu gostermeye çalışmıştır.


Oyku:
Harem, (u.o.), 1918; Yuksek Okçeler, (o.s.), 1923; Gizli Mabet, (o.s.), 1923; bahar ve Kelebekler, (o.s.), 1927.
Butun Eserleri, temalarına gore bir araya getirilen basım: Efruz Bey, 1970; kahramanlar, 1970; bomba, 1970; Harem, 1970; Yuksek Okçeler, 1970; Yuzakı, 1970; Yalnız Efe, 1970; Falaka, 1970; Aşk Dalgası, 1970; Beyaz Lale, 1970; Gizli Mabet, 1970.

Bottom