Top

Fatih - Harbiye (Peyami Safa) Kitabı Özeti

Mart 19, 2008

-

 

 

()

 

 

Konu

Neriman’ın kendi kulturuyle batı kulturu arasındaki kayboluşu ve doğru yolu buluşu.

 

 Ozet
Neriman’la Şinasi çocukluk arkadaşlarıdır. Tanıdıkları ilk karşıt cins birbirleridir. İlk başta ikisi de birbirlerini seviyorlardı. Okula beraber gidip geliyorlardı. Universite de bile beraberdiler. Neriman’ın babası Faiz Bey’dir ve Şinasi’yi de çok sevmektedir. Bazı geceler Faiz Bey’in evinde saz çalarlar ve sohbet ederlerdi. Herkese bir gun Şinasi ile Neriman’ın evleneceğini duşunuyordu.

 

 

Giderek Neriman Şinasi’den soğumaya başladı. Neriman oturduğu mevki olan ’I, sevmemektedir. cunku , doğuyu, gelişmemişliği ve eskiyi temsil ediyordu. Oturduğu mahalle çok eskiydi ve evler de virane gibiydi. Bir gun Macit denilen yakışıklı, zengin ve kibar birisiyle tanışır. Macit ’de oturuyordu. , gelişmişliği ve batıyı simgeliyordu.

 

 

Macit ile bir kaç sefer Şinasi’den habersiz buluşurlar. Bir gun Macit Neriman’a balo davetiyesi verir ve baloya davet eder. Nerman baloya gitmeyi çok istemektedir. Ama gitmesi için babasının iznini almak zorundadır. Tam babasına soyleyecekken babası ona Şinasi ile evlenmesini teklif eder. Hemen reddetmez ve 2-3 ay muhlet ister. Ve bolaya Şinasi ile gitmesi koşuluyla da izin alır.

 

 

Elbise için vitrinleri gezmeye çıktığında dayısının kızlarına uğrar. cunku dayısının kızları bu işlerde oldukça deneyimlilerdir. Eve gittiğinde bir kadının ağlamaktan harap olduğunu gorur ve nedenini sorar. Nedeni kızının intiharıdır. Kızı Rus gitariste aşık olmuştur. İkisi de başta çok mutlulardır ve birbirlerini çok sevmektedirler. Ancak çok sefil bir hayat surmektedirler. Buda kıza tak etmiştir.

 

 

Gunun birinde zengin bir adamla tanışan kız genci terk eder ve adamla yaşamaya başlar. Artık balolara gidebilmekte ve her istediğini yapabilmektedir. Ancak gerçek mutluluğu bulamamaktadır. Tahsil gormuş bir kız olduğundan hakiki guzelliği aramaktadır. Musiki, mutalaa ve samimiyet…Rus gencinde bunları bulabiliyordu ancak zengin adamda bunları bulamamaktadır.

 

 

Sonunda, gence donmeye karar verir ve aramaya başlar. Buyuk uğraşlar sonucu bulur ama genç kabul etmez. Kız bunun verdiği uzuntu ile evine gider ve tabanca ile kendini oldurur.

 

 

Hikayeden çok etkilenen Neriman evden izin alarak ayrılır. Kendi evine gelir ve babasına artık baloya gitmek istemediğini ve Şinasi ile evlenmeyi kabul ettiğini soyler….

 

Ana Fikir

Batının tekniğini almalıyız fakat kulturunu asla.

 

 

 

 

Şahıslar ve Olaylar

NERİMAN: musiki okulunda okuyan, bigili fakat biraz batı hayranı bir kızdır. Eğlencelere gitmek istemektedir.

ŞİNASİ: doğu kulturunu benimsemiş, bilgili ve battı kulturunden hoşlanmayan birisidir.

FAİZ BEY : Doğunun kulturu ile yetişmiş. Kendisini ve kulturunu iyi bilen, musikiyi ve sohbeti seven, bilgil ve olçulu birisidir.

Neriman’ın Şinasi’ye olan tutum değişikliği Macit ile tanışmasından ve Şinasi’yi biraz doğu hayranı ve batı kulturu karşıtı olarak duşunmesinden ileri gelmektedir. Şinasi’nin hiçbir zaman balolara ve eğlencelere gitmeyeceğini duşunmektedir.

Dayısının evine gittiğinde karşılaştığı manzara ve anlatılan hikaye Neriman’ çok etkilemiştir. Hikaye anlatılırken kendisini kızın yerine ve Şinasi’yi de Rus gencin yerine koyarak olayları aklında canlandırmış ve bir karara varmıştır. Anlatan hikaye Neriman’I doğru yola iletmiştir.

 


Yazar Hakkında Bilgi

(1899- 15 Haziran 1961): Yazar. İstanbul’da doğdu. Meşhur şair İsmail Safa’nın oğludur. Duzenli bir oğrenim goremedi. Kendi kendisini yetiştirdi. 13 yaşında hayata atıldı. Posta Telgraf Nezaretinde çalıştı. Oğretmenlik (1914-1918), gazetecilik (1918-1961) yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı. İstanbul’da oldu.

 

 

halk için yazdığı edebî değeri olmayan romanlarını “Server Bedi” imzası ile yayınladı. Sayıları 80′i bulan bu eserler arasında; Cumbadan Rumbaya (1936) romanıyla, Cingoz Recai polis hikâyeleri dizisi en unluleridir. Ayrıca ders kitapları da yazdı.

 

Romanları: Gençliğimiz (1922), Şimşek (1923), Sozde Kızlar (1923), Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924), Sungulerin Golgesinde (1924), Bir Genç Kız Kalbinin Curmu (1925), Canan (1925), (1930), - (1931), Atilla (1931), Bir Tereddudun Romanı (1933), Matmazel Noralya’nın Koltuğu (1949), Yalnızız (1951), Biz İnsanlar (1959). Hikâyeleri: Hikâyeler (Halil Açıkgoz derledi, 1980). Oyunu: Gun Doğuyor (1932). İnceleme- denemeleri: Turk İnkılâbına Bakışlar (1938), Buyuk Avrupa Anketi (1938), Felsefî Buhran (1939)

 

Eylül (Mehmet Rauf) Kitabı Özeti

Mart 19, 2008

Eylul

 

 

(Mehmet Rauf)

 

 

Konu

Sureyya ve onun karısı Suat ve akrabaları olan Necip Bey ile aralarında geçen olayları anlatmaktadır.

 

 

Ozet

Sureyya ve karısı Suat’ la birlikte babasının evinde oturmaktadır. Ama bu halden memnun değildirler. Babası hem yaşlı, hem dediği dediktir. Onun yuzunden her yaz bir tane taş ocağına benzeyen koye gelirler ve orada sıkıntıdan patlarlar. Suat bu arada başka olaylardan da sıkılmaktadır. Suat’ ın kardeşi Hacer akrabası olan Necip Bey’ le gonul eğlendirmektedir.

 

 

Hacer evli ve eşi de onun için herşeyini verecek nitelikte bir eştir. Daha sonraları Suat ile Sureyya birlikte mutlu bir şekilde yaşayabilmenin yolunu aramışlar ve bulmuşlardır. Suat Hanım gizlice babasından para isteyip eşi için bir yalı kiralar. Kocası bu duruma çok sevinir.

 

 

Necip de hem dostarı hemde akrabaları olarak Suat ve Sureyya’ nın yanına gelir. Sureyya için yelkenle gezmek ve balık tutmak vazgeçilmez bir zevktir. Sureyya bu alışkanlıklarını surdururken Suat da Necip’le birlikte piyano çalmaktadır.

 

Başbaşa geçen bu uzun yaz tatilinin sonlarında Necip Bey birşeylerin olduğunu, Suat Hanım’a aşık olduğunu anlar. Bu durumdan kurtulmaya çalışsada başarılı olamaz. Sonunda çare olarak onların yanından ayrılmaya karar verir. Giderkende Suat’ın eldivenlerinden bir tanesini izinsiz olarak hatıra olması için alır.

 

 

Daha sonraları Necip’in tifoya tutulduğu oğrenilir. Sureyya ve Suat buna çok uzulurler. Tehlike devresi geçince Necip’in yanına giderler. Necip hastalığın etkisiyle sinir yorgunluğu içerisindedir. Hacer Necip’in hastalığı sırasında yanında bulunmuş ve o sıralarda Necip’in kendiden geçmiş olduğu zamanda yastığının altından bir bayan eldiveni bulmuştur.

 

 

Hep birlikte hasta hakkında konuşurlarken Necip’in annesi eldiveni gosterir. Suat kendi eldivenini gorunce şok olur ve olayı anlar fakat kimseye sezdirmez. O sırada Necip’te sapsarı olur utancından ve çaresizliğinden ne yapacağını bilemez.

 

Necip hastalıktan sonraki iyileşme devresini yalıda geçirilmek uzere mecbur edilir. Halbuki O, onlardan kaçmak için uğraşmaktadır.

 

 

Bir yaz sessiz ve olaysız bir şekilde geçmiştir. Eylul gelince Sureyya konağa gider. Bu gidiş beklenen bir gidiş değildir. Suat bu duruma anlam veremez. Daha gitmeden once kışı bile beraber geçireceklerini soylemiştir. Ama Sureyya birşeyleri sezmiş olup, o yuzden gitmiştir.

 

 

Konağa geri donulur. Necip artık eskisi kadar yalıya gelmemektedir. Hele Hacer’in davranışları, onların her bakışlarından anlam çıkarmaya çalışan tavrı her ikisini de deliye dondurur. Birbirlerini buldukları anda, ister istemez kaybedeceklerdir. Suat kendisinden kalan, Necip’in aldığı eldivenin diğerini de verir. Bunun sebebi ise artık hayatın Suat için yaşamaya değer bir tarafı kalmamasıdır.

 

 

O gece konakta yangın çıkar. Herkesi bir telaş ve korku alıp goturur. Canlarını zor kurtarırlar. Ama Suat ortalıklarda yoktur. Sureyya alevlerin içine doğru Suat diye inlemektedir. Ama cesaret edemez. Necip bir haykırışla içeriye fırlar . Her ikiside çoken tavanın altında can verirler.

 

 

Ana Fikir

Her ikisi de evli olan kişilerin ellerinde olmadan , birarada bulundukları surede birbirlerine , eşlerinden habersiz yakınkaşmaları ve aralarındaki yasak aşkı anlatmaktadır.

 

 

 

 

Şahıslar ve Olaylar

Suat: Kocası Sureyya ile mutlu bir evlilik surdururken Necip Bey’e aşık olur.

Necip: Akrabaları olan Sureyya ve Suat’ın yanına gelip , Suat’a aşık olan bir adamdır.

Sureyya: Suat’ın kocasıdır. Onun için yelkenle gezmek ve balık tutmak vazgeçilmez bir zevktir.

Hacer: Suat’ın kardeşi ve Necip ile gonul eğlendiren bir kadındır.

 

 

Yazar Hakkında Bilgi

İstanbul’da doğdu. Soğuk ceşme Askeri Ruştiye’sini ve Bahriye Mektebi!ni bitirdi. Bir sure subaylık yaptıktan sonra, 2. Meşrutiyet’in ilanından sonra bu gorevinden ayrıldı. Hayatını yazarlıkla kazanmaya başladı. 1923’ ten sonra da ticaretle uğraşmaya başladı. Kuçuk yaşlarda iken edebiyata merak sarmıştı. Birçok eser yazdı,çeviri yaptı. Servet-I Funun hareketine katıldı.

 

 

|» Roman Ozetleri Sayfasına Don! « |

 

Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…

 

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (Peyami Safa) Kitabı Özeti

Mart 19, 2008

 

 

(Peyami Safa)

 

 

Konu

cocukluğundan beri bacağından rahatsız olan ve kimseyi dinlemeyen birisinin, hayaller peşinde koşarken başından geçen olaylar.

 

 

 

 

Ozet

Yazarın kuçukluğunden beri çektiği hastalık onu hastahanelerden tiksindirmiştir. Fakat durumu ciddiyetini korumaktadır. Annesi ile kenar mahallelerin birinde virane ahşap bir evde yaşamaktadır.

 

 

Bir gun ameliyat olması gerektiğini oğrenip hastahaneden donduğunde evde annesini bulamaz ama odanın halinden annesinin şiddetli bir baş ağrısı geçirdiğini anlar. O sırada annesi gelir. Yazar ise annesini uzmemek için ona gerçekleri anlatmaz. Kendi doktaruna gidip ona gozukmesi gerektiğini soyler.

 

 

Annesi yazarın Erenkoye gideceğini oğrenince paşanında onu merak ettiğini soyler. Ertesi gun yazar once paşaya gider. Paşa ilk olarak sağlık durumunun nasıl olduğunu sorar yazar da kaçamak cevaplar vererek olayı geçiştirir. Daha sonra odaya Nuzhet gelir yazardan getirmesini istediği kitapları alır. Kızı gidince paşa yazara bir de doktor Ragıp Bey’ e gorunmesini tavsiye eder.

 

 

Paşanın uzaktan akrabası olan yazar kuçuk yaşlardan beri onunla konuşur, ona kitap okur. O akşam yine bir roman okumaktadır fakat paşa uyuyunca Nuzhet’ le birlikte beahçeye gider ve muhabbet ederler. Yazar on beş yaşında ve aralarında dort yaş olmasına rağmen Nuzhet’ i sevmektedir. Ancak onun da aynı duyguları hissetiğinden emin olmaz. Bahçede konuşurken doktor Ragıp’ ın Nuzhet’ i istediğini duyunca once uzulur ama Nuzhet oralı olmayınca, duyduğu şupheye rağmen keyfi yerine gelir. Daha sonra Nuzhet annesinin isteği uzerine uyumaya gider ve yazar da kendine olan tum guvenini kaybeder.

 

 

Hastalığı onu normal yaşından çok daha olgun davranmaya sevk etmiştir. Doktorun ikazlarına rağmen baston kullanmayan yazar o gece yatakta yorgun ve acı içinde kıvranmaktadır. Henuz uyumadan Nuzhet yazarın evine uğrar ve uyuyamadığını bahane ederek tekrar koyu bir muhabbete başlarlar. Ertesi gun yazar erkenden doktara gideceğinden Nuzhet onun uyumasını ister. Fakat yazar ona karşı olan zaafiyetini daha fazla saklayamaz, onu kendisine çekip bir kere oper ve Nuzhet şaşkınlık içerisinde koşarak eve gider.

 

 

Sabah olunca yazar Kadıkoye gider ve paşanın istediği kitapları alır ve sonra da annesine bir ay içerisinde gelemeyeceğini yazar. Oradan da doktara gider fakat operatorun dersi olduğundan goruşemezler. Operatorle akşama goruşebilen yazar ondan baston kullanması ve iyi yemesi ve dinlenmesi konusunda uyarı alır. İşi bitip koşke donen yazar içeriye girdiğinde kendisinden gizli bir şey konuşulduğunu anlar ve uzuntu içerisinde bahçeye oturmaya çıkar.

 

 

Daha sonra Nuzhet gelir ve yazar içeri girdiğinde annesinin dolabın arkasında çıplak olduğunu soyleyerek onu rahatlatır. Fakat akşam Nurefşan ona gerçekleri yani Nuzhet ile doktor Ragıp’ın durumlarını konuştuklarını soyler. Yazar hayal kırıklığına uğrar ve Nuzhet’ in odasına konuşmaya girer. Nuzhet yine yazarı ikna eder. Daha sonra ikisi de uyurlar.

 

 

Ertesi gunu Nuzhet’ le bahçede geçiren yazar Nuzhet’ le cinsel yakınlaşmalara girer. O akşam doktor Ragıp yemeğe gelir ve yazar hiç oralı olmaz. Konukları gidince Paşa yazara doktor hakkında goruşlerini sorar o da Ragıp’ ı Nuzhet’ e yakıştıramadığını soyler bunu duyan yengesi de içinden yazara karşı kin tutar.

 

 

Bir gun yazar yengesinin Nuzhet’i mikroplara karşı uyardığını ve eşyalarımızı ayırdım dediğini duyar ve bunun uzerine evi terk etme kararı alır. Ancak annesinin de o gun paşalara geleceğini duyması kararını değiştirmesine neden olur.

 

 

Hızla geçen gunlerden sonra nihayet evine donen yazarın ağrıları gun geçtikçe arttığından annesi onu fakulteye goturur. Operator ona durumun ciddiyetini hatırlatır ve yerinden bile kıpırdamamasını ister. Evi birden kalabalıklaşan yazarın yakınları onu teselli etmeye çalışır. Tekrar fakulteye gittiğinde operator bacağın kesilmesi gerektiğini soyler fakat buna razı olmayan yazar birden bayılıverir. Bundan etkilenen operator kasaplardan farkı olmaları gerektiğini soyleyip yazara, uç aylık bir surede bacağını kurtarmak için hastahanede kalması gerektiğini soyler.

 

 

Yazar bunu kabul etmek zorunda kalır ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşuna yatırılır. Burası ona hapishane gibi gelir ve ilk gecesi olaylı biter. Bu korkuya dayanamaz ve butun gucuyle bağırıp çağırır. Zor geçen gunlerin sonunda ameliyat gunu gelir. Ameliyatı bitince yedinci pansumanda doktor bacağın kurtulduğun ancak yer basamayacağını soyler.

 

 

Daha sonra da Nuzhet’ ten gelen karttan Paşanın hastalandığını Nuzhet’ in de doktor Ragıp’ la nikahlanacağını oğrenir. Acılar içinde geçen gunlerin sonunda annesi doktor Mithat ve arkadaşı onu hastahaneden taburcu ettirirler.


Ana Fikir

Bize verilen oğutleri ciddiye almalı ve hayallere peşinden koşmamalıyız. Aksi takdirde kaybeden yine biz oluruz.

 

 

Şahıslar ve Olaylar

Nuzhet: Yerinde duramıyan yaşam dolu son derece hareketli birisi.

Paşa: Disiplinli, yardım sever ve dediğim dedik, inatçı birisi.

Yengesi: İçten pazarlıklı kızının iyiliğini duşunen bir anne.

Nurefşan: Koşkun hizmetçisi ve yazarın mutluluğu için elinden geleni yapan birisi.

Doktor Ragıp: Bakımlı ve kulturlu bir doktor.

Doktor Mithat: Yazarın doktoru.

Operator: İnsanliğa faydalı olmaya çalışan bilinçli bir tıp adamı.

Yazar: Tek bacağından acı çeken ve umitleri peşinde ruyalar aleminde koşan birisi.

 

 

 

Yazar Hakkında Bilgi

İstanbul’ da 1899 yılında doğdu. Dokuz yaşında iken sağ elinin ekleminde kemik hastalığının başlaması, on uç yaşında iken de hayatını kazanmak zorunda kalması yuzunden duzenli okul oğrenimi goremedi, kendi kendini yetiştirdi. “

 

 

Biri Yerli ve Kopanlıklar Kralı” adlı (1913) ve “ Uç Kardeş” adlı (1918) birer hikâyelik iki kuçuk kitap çıkarıyor, Fagfur (1918) vb. gibi sanat dergilerinde hikâye çevirileri ve makaleleri yayımlanıyordu. Savaş sonunda, kardeşinin isteğiyle memurluktan ayrılıp basın hayatına atıldı. cıkardıkları “ Yirminci Asır” adlı bir akşam gazetesinde “ Asrın Hikayeleri” genel başlığı adı altında halk için gazete hikayeleri yazdı.

 

 

İlk otuz kırk tanesi imzasız yayımlanan bu hikâyeler o zaman çok beğenildi; yazar devrin ileri gelen bazı sanatçıları ( Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Yahya Kemal Beyatlı, Omer Seyfettin vb.) tarafından teşvik edildi. O tarihten sonra yalnız gazetelerde çalıştı. Fıkra, makale ve roman yazarı olarak geniş bir une ulaştı. Bu arada “ Kultur Haftası (1936) ve Turk Duşuncesi (1953-1960)” adlı iki de dergi çıkardı.

 

 

İkinci Dunya Savaşı yıllarında kendini Faşizm akımına kaptırdı; savaş sonrasında çalıştığı parti gazetelerine gore ikide bir ağız değiştirerek siyasal bir dengesizlik içinde bocaladığı, genellikle gerici bir takım goruşlerin savunuculuğunu yaptı. Ataturk’un sağlığında “ Turk İnkılabına Bakışlar (1938)” adlı bir kitap yazmışken Ataturk’un olumunden sonra devrin duşmanı bir yol tutu. 1961’ de İstanbul’ da oldu.

 

 

|» Roman Ozetleri Sayfasına Don! « |

 

Not: İçerik, internetten alıntılanarak derlenmiştir…

 

« Önceki Sayfa

Bottom