Kaşağı (Ömer Seyfettin) Kitabı Özeti
Mart 19, 2008
Kaşağı
(Omer Seyfettin)
Konu
Kardeşine iftira atıp, onun olumunden sonra vicdan azabıyla yanıp tutuşan bir çocuğun dramı anlatılmaktadır.
Ozet
Annesi, İstanbul’a gittiği için kendisinden bir yaş kuçuk olan kardeşi Hasan’la artık Dadaruh’un yanından hiç ayrılmaz. Bu, babasının seyisi, yaşlı bir adamdır. En sevdikleri şey atlardır. Dadaruh’la birlikte onları suya goturmek, çıplak sırtlarına binmek, onlar için çok zevklidir. Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, gubreleri kaldırmak eğlenceli bir oyundan daha çok hoşlarına gider. Dadaruh eline kaşağıyı alıp işe başladı mı, tıkı… tık… tıkı… tık… tıpkı bir saat gibi… yerinde duramaz, bunu goren kuçuk çocuk ben de yapacağım! diye tutturur.
O vakit Dadaruh, onu Tosun’un sırtına koyar, eline kaşağıyı verir,
- Hadi yap! Der.
Bu demir gereci hayvanın ustune surter, ama o uyumlu tıkırtıyı çıkaramazdı.
Her sabah ahıra gelir gelmez,
- Dadaruh, tımarı ben yapacağım, der.Ama adam izin vermez ancak boyu at kadar olunca yapabileceğini soyler.Boyu atın karnına bile varmıyordu. Oysa en keyifli, en eğlenceli şey buydu. Sanki kaşağının duzenli tıkırtısı Tosun’un hoşuna gidiyor, kulaklarını kısıyor, kuyruğunu kocaman bir puskul gibi sallıyordu. Tam tımar biteceğine yakın huysuzlanır, o zaman Dadaruh, “Hoyt..” diye sağrısına bir tokat indirir, sonra oteki atları tımara başlardı.Bir gun yalnız başına kalır. Hasan’la Dadaruh dere kenarına inmişlerdi. İçimde bir tımar etmek hırsı uyanır. Kaşağıyı arar, bulamaz. Annesinin bir hafta once İstanbul’dan gonderdiği armağanlar içinden çıkan fakfon kaşağı, pırıl pırıl parlıyordu. Hemen alıp, Tosun’un yanına koşar, karnına surtmek ister fakat rahat durmaz.
- Sanırım acıtıyor? Diye duşunur.
Gumuş gibi parlayan bu guzel kaşağının dişlerine bakar. cok keskin, çok sivridir. Biraz koreltmek için duvarın taşlarına surtmeye başlar. Dişleri bozulunca yeniden dener. Gene atların hiçbiri durmaz ve kızar. Ofkesini sanki kaşağıdan çıkarmak ister. On adım ilerdeki çeşmeye koşar. Kaşağıyı yalağın taşına koyup yerden kaldırabildiği en ağır bir taş bularak ustune hızlı hızlı indirmeye başlar.
İstanbul’dan gelen, ustelik Dadaruh’un kullanmaya kıyamadığı bu guzel kaşağıyı ezip, parçalar. Sonra yalağın içine atar. Babası çeşmeye bakarken, yalağın içinde kırılmış kaşağıyı gorur; Dadaruh’a yanına çağırınca çok korkar. Dadaruh şaşırır, kırılmış kaşağı ortaya çıkınca, babası bunu kimin yaptığını sorar.Dadaruh,
- Bilmiyorum, der.
Babasının gozleri ona doner, daha bir şey sormadan, çocuk kaşağıyı kardeşi Hasan’ın kırdığını soyler. “Dadaruh uyurken odaya girdi. Sandıktan aldı. Sonra yalağın taşında ezdi” der.
Babası Hasan’I çağırır.
-Bu kaşağıyı niye kırdın?diye sorar.
Hasan, Dadaruh’un elinde duran alete şaşkın şaşkın baktıp, sarı saçlı başını sarsarak,
- Ben kırmadım, der.
- Doğru soyle, darılmayacağım. Yalan çok kotudur, der babası. Hasan inkârda direnir. Baba ofkelenir. Uzerine yurur “Utanmaz yalancı” diye yuzune bir tokat indirir.
- Gotur bunu eve; sakın bunu bir daha buraya sokma. Hep Pervin’le otursun! diye haykırır.
Artık ahırda hep yalnız oynar. Hasan eve hapsedilir. Annesi geldikten sonra da bağışlanmaz.Annesi onun iftira atabileceğine hiç ihtimal vermez.
Ertesi yıl anne, yazın gene İstanbul’a gider.Hasan’a ahır hâlâ yasaktır. Bir gun birdenbire hastalandı. Doktor “Kuşpalazı” der. Babası yatağın başucundan hiç ayrılmaz. Hizmetçi kardeşinin oleceğini soyler ve çocuk ağlamaya başlar. Gece uyuyamaz, uykuya dalar dalmaz Hasan’ın hayali gozunun onune gelir “İftiracı! İftiracı!” diye karşısında ağlar. Pervin’i uyandırır. Hasan’ın yanına gitmek istediğini ve babasına bir şey soylemek istediğini soyler.Yarın soylersin, der.Sabaha kadar gene gozlerini kapayamaz. Hava henuz ağarırken Pervin’i uyandırır. Ama zavallı suçsuz kardeşi, o gece olmuştur.
Ana Fikir
Yalan soylemek kotu bir alışkanlıktır.
Şahıslar ve Olaylar
Buyuk çocuk: Hasan’ın abisidir.babasından çok korkar.Atları çok sever.
Hasan: Kuçuk kardeştir.O da babasından çok korkar ve atları çok sever.Geçirdiği hastalık olumune sebep olur.
Dadaruh: Evin seyisidir. Butun zamanını atlarla geçirmekyen çok zevk alır.İki çocuğu da çok sever.
Pervin: Evin hizmetçisidir. cok yumuşak kalplidir ve herşeyi açıkça soyler.Bir o kadar da sulugozdur.
Baba: cocuklarının uzerinde buyuk bir otorite sahibidir. cocukları onu çok sever ama ondan çok korkarlar.
Yazar Hakkında Bilgi
Omer Seyfettin, yazı ve oykuleriyle dilde sadeleşme hareketinin onculuğunu yaparak yeni bir edebiyat akımının oluşumunu sağlayıp, Turk oykuculuğunde kısa oyku turunun dil, anlatım tekniği ile tematik yonden ilk ozgun orneklerini vermiştir. Aynı zamanda ulusal edebiyat akımını başlatan yazarlardan olan Omer Seyfettin 28 Şubat 1884′te Gonen’de doğdu. Oğrenimine, dort yaşında iken, Gonen Mahalle Mektebi’nde başladı. Ailesiyle birlikte İstanbul’a gelince (1892), ilkoğrenimini ozel bir okul olan Aksaray’daki Mekteb-i Osmani’da surdurdu.
Babasının isteği uzerine, Eyup baytar Ruştiyesi’nin subay çocuklarına ozgu bolumune yatılı olarak yazıldı (1893). Buradaki eğitiminden sonra (1896), Edirne Askeri İdadisi’ni (1900) ve İstanbul Mekteb-i Harbiye’yi bitirdi. 22 Ağustos 1903′te piyade teğmeni rutbesiyle mezun oldu. Ziya Gokalp ve arkadaşlarının çıkardıkları “Genç Kalemler” dergisinin kadrosuna katıldı. Balkan Savaşı’nın başlaması uzerine, yeniden orduya çağrıldı (14 Eylul 1914). Kısa bir sure “Turk Sozu” dergisinin başyazarlığını yaptı. lan Calibe Hanım’la evlendi (1915). Eylul 1918′de eşinden ayrıldı. 6 mart 1920′de kaldırıldığı Haydarpaşa Hastanesi’nde şeker hastalığından oldu. Kadıkoy Kuşdili’ndeki Mahmut Baba Turbesi mezarlığına gomuldu. 1939′da, kemikleri Zincirlikuyu Mezarlığı’ndaki Asri Mezarlık’a taşındı.
ESERLERİ:
Romanları:
Yaşadığı yıllarda yayınlanan uç romanı ( Ashab-ı Kehfimiz, Efruz Bey, Yalnız Efe, 1919) onun bu alanda yarım kalmış denemeleri olarak sayılır.
“Fantezi roman” olarak nitelendirilen Efruz Bey; 1908′den Mutareke yıllarına kadarki sureci, aydın kişilerin eleştirisi ekseninde yansıtır. Donemin aydın hastalıklarını, siyasi akımların yanlış yonsemelerini toplumsal eleştiri bağlamında, yeni bir roman tekniğiyle verir.
Yarın kalan romanı Yalnız Efe, destansı bir nitelik taşır. Konusunu bir halk menkıbesinden almıştır. Donemin toplumsal ortamında, yapılan haksızlıklara başkaldırarak silahlanıp dağa çıkan -kız kahraman- Yalnız Efe’nin kişiliğinde Turk halkanın direnme gucunu gostermeye çalışmıştır.
Oyku: Harem, (u.o.), 1918; Yuksek Okçeler, (o.s.), 1923; Gizli Mabet, (o.s.), 1923; bahar ve Kelebekler, (o.s.), 1927.
Butun Eserleri, temalarına gore bir araya getirilen basım: Efruz Bey, 1970; kahramanlar, 1970; bomba, 1970; Harem, 1970; Yuksek Okçeler, 1970; Yuzakı, 1970; Yalnız Efe, 1970; Falaka, 1970; Aşk Dalgası, 1970; Beyaz Lale, 1970; Gizli Mabet, 1970.



